Futbolcular ve Finansal Bakış Üzerine

Futbolcular ve Finansal Bakış Üzerine

1980’lerden günümüze futbolun endüstrileşmesi ile dünyada ve ülkemizde, gerek kulüplerin yönetmek zorunda oldukları bütçeler, gerekse futbolcuların kazandıkları ücretler (dolayısıyla kulüplere doğurduğu yük) astronomik boyutlara ulaştı. Futbol bir temaşa sanatından çıkarak eğlence sektörü (show business) denilen bir iş kolu, bir sektör haline geldi.

Artık bir kulübün varlığını sürdürebilmesi için, bu yola gönül vermiş bir grup arma sevdalısı yöneticiden daha çoğu, kulübü aynı zamanda profesyonel bir işletme olarak da görecek, doğru yatırımları yapıp gelir getiren projeler üretecek ekipler gerekiyor.

Gelirler demişken, bir kulübün gelir yapısını incelediğimizde, gelirin büyük bir kısmının aşağıdaki kalemlerden kaynaklandığını görüyoruz.

  • Sponsorluk
  • Yayın Hakları
  • Loca ve Kombine ve Bilet Satışları
  • Mağazacılık

Konuya üyesi olduğum Galatasaray’dan yola çıkarsak, Galatasaray’ın 2016 yılında elde ettiği gelirin %65’ini, 2015’te elde ettiği gelirin ise %62’sini yukarıda saydığım kalemler oluşturmaktaydı.

Kulüpler taraftar bağlılığı açısından rakipsiz gözükseler de hiçbir kulübün elde edeceği gelir garanti değildir. Yani bir müşteri, market rafında her zaman aldığı bir ürünü bulamazsa, ya da o ürün ile ilgili şikayeti varsa rakibe yönelebilir. Bir taraftar ise takımı kötü diye rakip takımın kombinesini satın almaz. Ancak buna rağmen yukarıda saydığım gelir kalemlerinin hepsi takımın başarısı ile yüksek korelasyon arz eder. Kısacası taraftar, rakip takıma para kazandırmasa da kendi takımına da para kazandırması başarı ile orantılı olacaktır ve başarısız olunan sezonlarda gelirler düşecektir. Sadece taraftarın harcamaları ile yapacağı katkı değil, kulüplerin iyi sponsorluk anlaşmaları imzalaması, yayın gelirlerinden yüksek pay alması da başarı ile doğrudan ilişkilidir. Yine Galatasaray örneğinden yola çıkarsak, Avrupa’da olmadığımız ve başarı elde edemediğimiz 2016 yılında gelirlerimiz 556.5 Milyon TL’den 427.4 Milyon TL’ye düşmüştü.

Gelir yapısı ardından gider yapısına bakacak olursak kulüplerin en büyük gider kalemini sporcu ve antrenör giderleri oluşturmaktadır. Yine Galatasaray üzerinden bakacak olursak, 2016 yılında Galatasaray’ın toplam giderlerinin %47’sini sporcuların ve teknik ekibin aldığı ücretler oluşturmaktaydı. Tabi bu örnekte Galatasaray’ın borcunun, 2016 yılı sonu itibarıyla 1 Milyar 220 Milyon TL’ye ulaştığını, bu nedenle de giderlerinin %16’sının finansman maliyetlerinden yani faiz ve kur farkından kaynaklandığını unutmamakta fayda var. Borçları bu denli yüksek olmayan, daha “normal” bir borç/özsermaye oranına sahip bir kulüp incelendiğinde sporcu maliyetlerinin %50’nin çok daha üzerinde çıkacağı kanaatindeyim.

Yukarıda yer alan bilgiler ışığında şu özeti yapabiliriz, bir spor kulübünün gelirini yaratan, sporcunun sahada kazandığı başarının yönetim tarafından nakde çevrilmesiyken, en önemli gideri de o sporcuların kulübe olan maliyetidir.

Normal bir firmada çalışanlar, firmanın insan sermayesi / beşeri sermayesi (human capital) olarak adlandırılır. Modern yönetim ilkeleri beşeri sermaye (human capital), teknik uzmanlık (know-how) ve bunun gibi maddi olmayan duran varlıkların ne şekilde finansal tablolara yansıtılacağı, nasıl değerleneceği vb. konusunda çalışmalar yapmaktadırlar. Ancak spor kulüpleri ve sporcuları arasındaki ilişki, firma – çalışan arasındaki ilişkiden oldukça farklıdır. Sporcular gerek bonservis durumu göz önüne alındığında, gerekse yarattıkları maliyetin kulübün toplam maliyetleri içindeki payı dikkate alındığında normal bir firma çalışanından ziyade birer varlık (asset) olarak görülmesi ve bu kapsamda değerlendirilmesi gerekmektedir.

Spor kulüpleri doğrudan bu varlıkların yatırımcısıdır. Belli bir vade ile bünyelerine katarlar ve bu vade içerisinde sporcu iyi bir performans ortaya koyarsa hem takımını başarıya (ve dolayısı ile paraya) ulaştırırken vade öncesi alındığı ücretten daha yüksek bir ücrete satma imkanı taşırlar. Tam tersi sporcunun performansı istenen düzeyin altında kalırsa, kulüp takımda yer bulamayan oyuncuya anlaşma gereği yüksek ücretler ödemek zorunda kalır ve sözleşmeyi feshetmek için de yine çok yüksek tutarların ödenmesi gerekir. Bunu son yıllarda sıklıkla gözlemledik.

Öte yandan sporcuları normal bir varlıktan ayıran çok önemli bir husus vardır. Futbolcular her ne kadar “alınıp satılan, para kazandıran ve kaybettiren” birer varlık da olsalar duyguları olan birer insandır. Davranışsal finans ilkeleri ile yatırımcının bile rasyonel değil, “duygusal” addedildiği günümüzde, futbolcuların duygu ve ruhsal durumunu dikkate almamak en büyük hataların başında gelmektedir. Üstelik günümüzde futbolcular yaş olarak genç, gelir olarak toplumun en üst seviyesinde bir kazanç elde ederken, onların motivasyonunu sağlamak, dış dünyadaki birçok çeldiriciden uzak tutmak da çok büyük emek istemektedir. Bu nedenle kulüplerin bu genç insanların önüne, yalnızca sınırsıza yakın maddi imkan sunup, başarı beklemesi, futbolcuları duygusuz birer robot olarak görmesi biraz haksızlık olmaktadır. Bu maddi imkanlar, mutlaka ruhsal açıdan da desteklenmelidir. Bu desteğin de bilimsel bir temele oturtulası şarttır. Zira değişen kuşaklar ile gençlerin motivasyon algıları, ihtiyaçları da değişmiştir. 20 sene, 10 sene önceki yöntemlerin bugün firmalarda, çalışanlar üzerinde de tam olarak aynı etkiyi göstermediği, kariyer olgusunun da X, Y ve Z kuşaklarının iş gücüne katılımı ile yıllar itibarıyla değiştiği bilimsel olarak gözlemlenmiştir.

Sonuç olarak günümüzde kulüpler açısından gelirin yaratılması başarı ve bu başarının yönetilmesi ile ilgilidir. Giderlerin büyük bir bölümünü ise futbolcu maliyetleri oluştururken futbolcular birer “duygusal varlık” olarak görülmeli, futbolcunun gerek kulübe kazandırılması gerek başka bir kulübe satılması esnasında, tıpkı bir varlık alım/satımı gibi dikkatli davranılması gerekmektedir. Öte yandan duygusal varlık olarak tanımlayabileceğim futbolcuların yalnızca alım satımı değil, kulüpte kaldığı her an da dikkatle ve bilimsel bir plan çerçevesinde yönetilmelidir. Transfer döneminde izlenecek popülist politikalar en çok bir ya da iki seneyi kurtarabilirken, bu süreçlerin yönetilememesi kulüpleri hızla borç batağına sürüklemektedir. Gerek Galatasaray özelinde, gerekse tüm kulüpler genelinde bu tip modern yönetim ilkeleri benimsenmedikçe finansal bataklar kaçınılmaz; hem kulüp hem de milli takımlar düzeyinde büyük başarılar hayal olacaktır.

Görsel için kaynak: http://kralspor.ensonhaber.com/resimler/kok/2017/04/29/galatasaray_1134.jpg

2 YORUMLAR

Ramis Tunca

yaklaşık 9 ay önce

Hocam, giderler toplamının en az % 10 'u kadar Alt yapı yatırım kuralını koymak lazım. Altınordu incelenmesi gereken bir konu gibi duruyor. Alt yapıdan TR liglerine yüzlerce genci gönderip olgunlaşan meyvaları toplamak lazım. Elinize sağlık zevkle okudum.

Cevapla

Emir OTLUOĞLU

yaklaşık 9 ay önce

Ramis Abicim, değerli yorumunuz için çok teşekkür ederim. Bu konuda sana çok katılıyorum, hem kulüplerin finansal yapılarını rahatlatmak için hem de milli takım düzeyinde sürdürülebilir başarı için bir alt yapı reformu şart. Gençlerin hem bedenen hem de ruhen profesyonelliğe hazırlanacağı alt yapı akademileri düşünülebilir, bununla birlikte alt yapı kuralı uygulanabilir. Yoksa yabancı sınırı gibi basit kurallar ile milli takımdan başarı beklemek hayal.

Cevapla

YORUM BIRAK

Yorum yapabilmek için zorunlu alanları doldurmanız gerekmektedir.
Belirteceğiniz e-posta adresi yayınlanmayacaktır.